“Güne, İyi Geçirmeyle İlgili Bir İyi Niyetle Başlıyorum”


senur21

Dağıtım Kanalı Röportaj

Arnica markası ile bilinen Senur Elektrik Motorları Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı Senur Akın Biçer; dahi bir mucit olan babası Hasan Akın’ın izinden giden başarılı bir yönetici. Lise yıllarından itibaren, şirketin her kademesinde bulunan ve bugün şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüten Biçer; bilgi, deneyim ve yaratıcı kişiliğiyle, şirketin gelişimine katkı sağlayan önemli bir isim. Biçer, aynı zamanda Uzak Doğu Fırça Sanatı alanında Japon mührüne sahip sanatçı. Biçer’in sanatçı kişiliğinin yansımaları, şirketinde de yankı buluyor: Sanatın felsefi boyutunu şirketine taşıyor; insani değerleri ön plana çıkaran projeler üretiyor, ayrıca marka tasarım çalışmalarına çizgisel-renksel geniş bir perspektifte öncülük ediyor.

Senur Akın Biçer; Boğaziçi Kimya Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Uzak Doğu Fırça Sanatı’nda uzmanlaştı. Bu alanda, Uzak Doğu’da Workshoplara katılırken, İngiltere’de London Art School’da eğitimini aldı, hep daha iyisini başarma azmiyle, Japonya’daki Kaligrafi Cemiyeti Okulu’ndan sanat mührünü aldı. Bugün dördüncü üniversitesini uzaktan okuyor; York üniversitesinde Finans eğitimi alıyor, bu sırada yaşam, yönetim koçluğu alanında da uzmanlaşıyor. Renkli hayat hikâyesi ile iş dünyasının ilgi çekici kişilerinden olan Yönetim Kurulu Başkanı Senur Akın Biçer ile iş hayatı ile sanatının kesiştiği noktaları ve Uzak Doğu Fırça Sanatı’nı konuştuk.

Babanızdan ilham aldınız mı?

Babam Hasan Akın, makine mühendisiydi, aslında çılgın bir mucitti. Çok meraklı, sıra dışı bir adamdı. Dolayısıyla, iş hayatı da böyle mucitlik yaparak geçti. Hatta dedem anlatırdı; daha yedi yaşındayken radyo yapmış.Mucitliği ile ilgili pek çok böyle hoş anekdot var.

senur2

Etkilendiğiniz başka bir anekdotu daha bizimle paylaşır mısınız?

Bir gün, babama bir markanın motorunun aynısından yapması için getirmişler. Babam incelemiş ve görmüş ki motorda problemler var; neticesinde makineye değişik bir aksam geliştirmiş. Babamın bu icadı üzerine, ona motoru getiren insanlar çok etkilenmişler, Amerika’dan gelen bir ekiple teklifte bulunmuşlar. Ülke vatandaşlığını da kapsayan çok iyi şartları içeren bir teklifmiş bu… Bizi ailecek Amerika’ya davet etmişler. Fakat babam; “Özgürlüğümü bırakamam.” deyip, Amerika’ya gitme teklifini reddetmiş. Babam bize de; “En önemli şey özgürlüktür, özgür düşünemezseniz yaratıcılığınızı ortaya koyamazsınız.” derdi.

Mucitliğinin yanında beğendiğiniz hangi yönleri vardı?

Babamın estetik yönü çok güçlüydü; Adana Ceyhan doğumluydu ve doğa aşığı bir insandı. Bu yönünün gelişmesinde, babaannemin etkisi vardı; çünkü çiçek, böcek, doğa aşkı babaannemde de vardı.  Babam ayrıca, öğretici bir yapıdaydı. 3 boyutlu çizim programlarını önce kendisi öğrenir, sonra ekibine öğretirdi.  Şirketimiz, aynı zamanda okul gibiydi…Birçok üst düzey görevdeki arkadaşımız, onun öğrencisidir.

Siz de öğrencisi oldunuz mu şirketinizin?

Tabii ki. Liseyi yeni bitirmiştim, üniversiteye henüz girmeden başladım çalışmaya. Babam, bana lehim yaptırırdı. Herkes, ona derdi ki; “Bu erkek işi, eli yaralanır sonra leke iz kalır, genç kızdır, yapmasın.”  ama ben yaptım. Çünkü babam, hiçbir zaman kız, erkek gibi ayrımcı bir tutumda bulunmadı. “Her şeyi yaparsın, merak etme, hata yapacaksın, hata yapmazsan problem olur.” derdi. Akabinde üretim hatlarına geçtim, montaj yapmaya başladım. Bizzat, üretimin içerisinde bulundum.  İlk görevim, kalıp hanedeydi. Kesme kalıpları yapardık. Çok şey öğrendim, bu şekilde.

Peki, sanatla bağınızın gelişmesinde babanızın etkisi oldu mu?

Evet, babamın çok büyük bir payı var. Babam, ürünlerimizin tasarımını sanat olarak görürdü ve kendisi tasarımlarıyla direkt ilgilenirdi.  Şu anda, tasarım yapan üç boyutlu makineler mevcut; fakat henüz bu makinelerin olmadığı yıllarda, babamın çalışma stilini hatırlıyorum:  Bu programlar henüz olmadığından ürün kabuğunu ortaya koymadan önce tahtaları, ahşapları oydururdu, bunu bir ahşap, marangoz ustasına yaptırırdı.

Daha sonra heykeltıraş ve ressamlarla çalışmaya başladı. Ressamımızla çalışırken heyecanla; “Öyle bir dış kabuk yapacağız ki bakalım, bunu kalıpçılar çıkarabilecek mi?” diye haykırdığını hatırlatırım.  Bu çalışmalar, evde olduğu için biz de sürekli bir ressamla, heykeltıraş ile büyüdük. Evde sanat yapılıyordu ve biz o yıllarda henüz bunun farkında değildik.  Babamın çocukluktan itibaren bizlere, “Bakmak ve görmek arasındaki farkı anlatması”; “Ne görüyorsun, ne hissediyorsun, burada ne var?” gibi sorularla farkındalığımızı tetikleyerek büyütmesinin de sanatla bağımızın oluşmasında, etkili olduğunu düşünüyorum.

Sanat üzerine ilk ne zaman eğitim aldınız?

Sanata hep ilgim vardı. İlk olarak Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü’nde okurken resim ve seramik dersi aldım. Seramiği çok severdim, hem elimizde oynayıp hem bir şeyler oluşturmak çok keyif veriyordu, fakat üniversiteyi tamamlayıp ağırlığı iş hayatına verince, sanata da ara verdim. Ta ki babamla Uzak Doğu gezileri başlayıncaya dek…

Uzak Doğu resim sanatıyla tanışmanız nasıl oldu?

İşimiz gereği, Çin’e Tayvan’a ve Japonya’ya çok sık giderdik. Şu anda, hafta da 2-3 kere uçak var, fakat eskiden bu kadar çok uçak yoktu. Dolayısıyla, her gittiğinizde, mutlaka 15 gün ülkede kalmanız gerekiyordu. Bu tarz seyahatlerde, bizim de birkaç günlük boşluğumuz oluşabiliyordu, ben de müzelere giderdim ve müzelerde Workshoplara rastladım.

Biz, işimiz gereği ürün tasarımında yaratıcı çizgiler yakalamaya çalışırız. Yakaladığınız bir ya da iki yaratıcı çizgi üzerine tasarım kurgusunu oluşturursunuz ve markanız o çizgi ile anılır. Çizgilerin öneminin ve gücünün farkında olan birisi olarak, Japon resim sanatındaki çizgiler beni çok etkiledi.

Hangi yönleri sizi etkiledi, Batı sanatıyla farklılıkları neler?

Avrupa’daki Batı Resmi ile Uzak Doğu’daki resim sanatı arasında dağlar kadar fark olduğunu gördüm, Avrupa’daki gibi tuvalin her yerini, her boşluğunu doldurmak yerine Uzak Doğu’da kağıdın dörtte birinde anlatılmak istenilen çiziliyor. Uzak Doğu’da koca koca resimler, 2-3 darbede yapılıyor. Eser yapılırken, koca kâğıtlara ortalama 10 kere dokunuluyor.

Bu eserlerin Uzak Doğu’da yetenek, birikim ve müthiş bir planlama ile yapıldığını gördüm; bu resimler eskizle yapılmıyordu.

Uzak Doğu fırça sanatında ressam neye bakmasını gerektiğini bilir. Karakteristik çizgisinin ne olduğunu düşünür, sonra bir planlama yapar ve kâğıda döker. Bunu da mürekkeple yapar. Mürekkep silinmez.

Batı resminde yanlış yaptığınızda, defalarca tiner vs. ile yağlı boyayı kaldırır, yeniden yaparsınız, ya da bir sulu boya resminde zor olmakla birlikte su ile tampon yapıp boyayı kaldırırsınız, ama Uzak Doğu Fırça Sanatı hata kabul etmiyor. Silinmez mürekkeple tek seferde, fırça darbeleriyle yapılıyor. Ayrıca, bu sanat 5 dakikalık bir meditasyon zamanı gerektiriyor. Bu süreçte de taş mürekkep kullanılıyor.

Batı resminde sipariş üzerine resim yapılabiliyor; aileler resim siparişi verdiklerinde, ressamlar ailelerin güçlerini belirtmek için kitap, keman vs. gibi o dönemdeki sembolleri de kullanmak zorunda kalırlarmış. Kiliselerdeki dini amaçlı resimlerde de insanları etkilemek üzere kurgulanan eserler mevcut. Ama Uzak Doğu resminin böyle bir amacı yok, önemli olan anı yakalamak. Uzak Doğu Fırça Sanatı ruhumuza hitap ediyor.

Bu sanatın farklı isimleri var mı?

Uzak Doğu Fırça Sanatı’na “Sumie” deniliyor. Japonca bir kelime… “Sumi” mürekkep  “E” de resim demek yani mürekkep resmi olarak da geçiyor. Bunun Çin’de farklı isimleri var. Ama genel olarak, Uzak Doğu Fırça Sanatı şeklinde genel ifade ediliyor.

Hobiden profesyonelliğe geçiş sürecinizi anlatır mısınız?

Uzak Doğu Resim Sanatı’nı öğrenmeye karar verdikten sonra, katıldığım Workshoplar yeterli gelmedi ve İngiltere’de London Art School’da Uzak Doğu sanatı üzerine iki senelik eğitim aldım. Ödev teslim ettim, sınavlara girdim ve programı tamamlamayı başardım.

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü’nden sonra, ikinci eğitimim oldu ve bana çok keyif verdi. Sanatın teorisi ile pratiğini bir arada öğrenme imkânım oldu. Bu arada sergilere katıldım.

Kendimle sürekli bir rekabet içindeydim ve “nasıl daha iyisini yapabileceğimi” düşünmekteydim.  Derken, Türk Japon Kadınları Dostluk Derneği ile yolum kesişti. Dernek bünyesinde bir Japon hoca, Türkiye’de tanıtım amaçlı bir program başlattı ve bize “Japonya’da Kaligrafi Cemiyeti adında bir okumuz var; uzaktan kayıt olmayı düşünür müsün?” diye sordu.  Her ay, bir kitapçık gönderecekler ve bize not vereceklerdi. Tabii Japonca olduğu için, bu kitapçığı bize hocamız çevirecekti. Ben de kayıt oldum ve altı senedir bu okula devam ediyorum; bu okulun sonu yok, istediğiniz kadar devam ediyorsunuz. Ama iki sene önce mührümü bana yolladılar. “Resmine artık kendi mührünü basabilirsin.” dediler ve bana bir isim verdiler.

Ustalık mührünüzle birlikte isminiz ne oldu? Bu ismi nasıl belirlediler?

Prosedürde isim almaya hak kazandığımı belirttiklerinde okula mühür almak için başvurdum; bunun üzerine Japonya’da bir grup, dört senedir yaptığım resimler üzerinde üç ay çalıştı ve sonucunda Bayko ismini ve mührü gönderdiler. Bayko; “Yaratıcılığa sahip kişilik” demek. Aynı zamanda, “erik dalı” anlamına geliyor; bu ifade de kararlılık, sertlik anlamında kullanılıyor.

Uzak Doğu Fırça Sanatı konusunda ustalık mührüne sahip birisi olarak bu sanatı yaygınlaştırma yönünde çalışmalarınız var mı?

Evet, bu mührü aldıktan sonra dernekte ders vermeye başladım. Öğrencilerim var. Gelen istekler üzerine, Workshoplar düzenliyorum. 2015’te Japonya’dan bir sergi daveti aldım. Onların tekniği ile Şahmeran figürünü çizip sergiledim.  Şu ana kadar, 15 karma sergiye katıldım, bir kişisel sergim var.

Uzak Doğu Fırça Sanatı’nın özel bir tekniği var mı?

Resme başlamadan önce, mürekkepleri özel bir taş yardımıyla suyla eritiyoruz; bu işlem tekrarlanan bir hareket gerektiriyor ve sizin zihninizin boşalmasını sağlıyor. Boşalmış bir zihinle de gerçekten siz neyi resmetmek istiyorsanız, onu bilişsel akış ile canlandırıyorsunuz. Bu akış ile engelsiz bir şekilde istediğinizi çizebiliyorsunuz; Japon ustalar, bunu bilimsel olarak böyle açıklıyorlar.

senur3

Ne tür figürler çiziyorsunuz? 

Doğayı resmediyorum. Resimde mutlaka hayat enerjisini yansıtmak gerekiyor; yani sinek uçarken, kuş sineğe bağırırken vs…

Uzak Doğu Resim Sanatı’nın özel hayatınıza ve iş hayatınıza ne gibi katkıları oluyor sizce?

Resim sanatında çok iyi ustalarla çalışıyorum, bu ustalar benim hocalarım ve onlardan sadece resim ya da çizgi öğrenmiyorum, onlardan felsefe öğreniyorum.

İnsancıl olmaya, insani yönümü daha çok geliştirmeye çalışıyorum, her gün bir şey öğreniyorum.

Çinli bir ustam, Uygur Türkü kendisi kedi ressamıdır aynı zamanda…Arada bir Türkiye’ye gelir ve her geldiğinde, ben kendisinden ders almaya çalışırım; kendisinden öğrendiğim bir bakış açısı var; “Her şey iyi değil ama her şey pozitiftir, kötü bir şey yoktur; her şeyin bir sebebi var ve o sebebi anlamaya çalış.”

Erken kalkıyorum ve günü iyi geçirmeyle ilgili bir iyi niyetle güne başlıyorum. Alabileceğim maksimum öğretiyi alıp günü tamamlamaya niyet ediyorum. Yoga yapıyorum.

İş hayatınıza somut katkılarından bahsedebilir misiniz?

İnsana değer veriyoruz ve insan kaynaklarını çok önemsiyoruz.  Şirketimizde, çok güzel bir performans sistemi oluşturduk. Demokrasiyi işler vaziyete getirdik. İşten çıkarma yapılması istenildiği zaman bir imza ile kimse işinden ayrılmıyor. Üç kişilik bir kurul oluşturduk, herkes olumsuz değerlendirme yapmışsa ve somut göstergeler varsa işten çıkmasına müsaade edilebiliyor. Uzun süredir şirketimizdeki bir çalışanımız disiplinsizlik gösteriyorsa nedenine bakıyoruz, sorunu varsa, gerekirse üstesinden gelene kadar ücretsiz izin verilmesini kararlaştırıyoruz.

“Birlikte çalıştığımız insanlarla ne yapmalıyız, ekibime nasıl değer katabilirim, şirketimizi bu öğrenen bir organizasyona nasıl dönüştürebiliriz?” diye düşünüyorum. Bu doğrultuda, projeler hazırlıyorum, bir yandan kendimi geliştirmek üzere çalışmalar da yapıyorum. Yaşam koçluğu eğitimi aldım ve sınavlara hazırlanıyorum.  Yaşam koçluğunun ardından, yönetici koçluğu modülüne geçeceğim.

Bir yandan dördüncü üniversiteyi; York Üniversitesi’nde Finans okuyorum. Üniversitenin Türkiye’de düzenlediği seminerler ile dersleri, bu alanda dünyada olan biten yenilikleri takip ediyorum.

Şu anda yapmak isteyip de yapamadığınızı hissettiğiniz neler var?

Ben, herhangi bir şeyi öğretmeyi, bilgimi paylaşmayı çok seviyorum. Gençlere bilgi aktarmak hep hayalim oldu. Bu bildiklerimi belki bir Akademi çerçevesinde, ya da bir sanat merkezi vasıtasıyla aktarmak isterim. 

Çocuklarınızın da dedesinin ve sizin yolunuzdan ilerleyeceğini düşünüyor musunuz?

Çocuklarım Yasemin ve Oğuz’un bakımlarıyla bizzat ben ilgilendim. Babamla çok yakın yan yana ikamet ederdik ve dolayısıyla, çocuklarım da dedeleriyle büyüdü, dedeleriyle çılgın projeler yaptılar. Örneğin roket yaptılar uçurdular ve mucitliği, yaratıcı işleri onlar da sevdiler.

Yasemin ve Oğuz her ikisi de şirketlerin tüm tesislerini gezdiler. Her yere baktılar, önce yapamayacaklarını belirlediler, sonra ne yapacaklarına karar verdiler. Büyük çocuğumuz, kızım Yasemin,Kanada’da makina mühendisliği bölümünde 3. sınıfta okuyor. Bu sene, Kanada’da bilgisayar bölümünde yan dala başlayacak. Kardeşi,oğlum Oğuz’da Endüstri 4.0 çağında, “Benim dijital kısmında çok kuvvetli olmam lazım.” diyerek, Kanada’da bilgisayar mühendisliği okumaya karar verdi. Eğitim konusunda seçimlerini kendilerine bıraktık.

 senur4

 17.07.2018

 

 





Copyright © 2013-2015. Dağıtım Kanalı Tüm Hakları Saklıdır.

Dağıtım Kanalı web sitesi şuana kadar 32565448 defa tıklanmıştır.